Bu sabah çok sinsiydim, kalkarken yataktan. Usulca süzüldüm, beyaz çarşaflı mabedimizden; halkın arasına. Şöyle bir bakındım sağıma soluma… Kokular kalmıştı akşamdan. Belki de, şu yatakta sırtı dönük uyuyan kadından yayılan.

Ne kadar da güzel kokuyordu oysa dün akşam. Yakmadım tütsü, hayatımda ilk defa. Yalnızca tenini koklamak istedim… O’da musaade etti onu içime çekmeme. Dün akşam o oldu nefesim, o oldu benim içkim. Uyuşturdum kendimi onunla. Onu, uyuştuğum kadar hissettim yalnızca. Kadın, uyuşturduğu kadar aşık ediyordu. İşte bu yüzen yalvarıyordu, “lütfen tek kadın benmişim gibi davran bana”. O da biliyordu, ve aslında merak ettiği, beni ne kadar uyuşturabildiğiydi. Çünkü, Kadın, Uyuşturduğu kadar aşık ediyordu.

Fakat şu an, o koku yok bu odada. Ayıldım ben. Uyan! “Senden ayıldım. Ciğerlerimi terk ettin, hadi şimdi git” dedim. Baktı yüzüme… Hoş bir tebessümle; Anneni mi özledin? Diye sordu birdenbire sırtı hala bana dönük; başını omuzunun üzerinden çevirip yan gözle bakarak bana doğru. İşte o zaman kaldım öylece. Bilmiyordum. Ama şunu biliyordum; ciğerlerimi terk eden kadın, bu sefer beynimdeydi. Öyleydi. O da biliyordu bunu. Kadın, cevapsız bıraktığı kadar çekici oluyordu.

Fakat cevapsız kalmaycak kadar çok ten koklamıştım ben. Şaşırmayacak kadar iyi bilirdim o adamı, Freud denen. Uyan! “Senden ayıldım. Cevapları buldum; beynimi terk ettin, hadi şimdi git” dedim. Durdu bir süre öylece. O şaşırmıştı bu sefer. Doğruldu olduğu yerde hemen, kadınsı bir içgüdüyle, çıplak bedeni belinden yukarı görünürken. Baktı yüzüme sinsice. Ve düşünceleri seslendi; İstediğim zaman giderim ben! Dedi. O an bakakaldım ona öylece, itaatsizliğine hayran. Öyleydim; Hayran. O da biliyordu bunu. Kadın, isyanı kadar var olabiliyordu

Fakat hayranlığım uzun sürmeyecek kadar çok bağımsıza söz geçirmiştim ben. Ayıldım hemen. Uyan! “Senden ayıldım. Hayranlığımı kaybettin. Hadi, artık git” dedim. Sindirmek istedi kelimelerimi beyninde. Hafifçe yutkundu; gözlerim onun üzerinde. Narin bir gerdanı vardı, yumuşak bir hareketle kafasını yana doğru eğdi. Ve durdu öylece… Aynı anlayamadığım bir cümle gibiydi. Okudukça okuyasım geliyordu. Ve bir cümle kadar da, bilge bir tavrı vardı. Ancak bir bilge, kelimelerimdeki yumuşamayı anlardı. O anladı. “Git” emrinin önünde, “şimdi” zarfı yoktu artık. Doğru anlamıştı. Yumuşamaya başladığımı algılamıştı. Öyleydi; erkek yalın bir varlıktı, düşünceleri kelimelerine yansırdı. O da biliyordu bunu; Kadın, erkeğin zihnini kelimelerinden görebilirdi.


Ve sonunda, yeniden burnuma kokular gelmeye başlamıştı. Uyuşuyordum.

Ve sonunda, yeniden benden bilge bir cümle gibi görünmeye başlamıştı. Cevapsız kalıyordum.

Ve sonunda, yeniden bağımsız olacak kadar itaat etmemeye başlamıştı. Hayran oluyordum.

Çünkü, o şunu çok iyi biliyordu; “Aşk’taki varlığı, ne kadar kendi olarak kalabildiğinde saklıydı”

Ama bilmediği bir şey vardı. Hala uyuyordu. Ve ben onu uyandıramayacak kadar korkuyordum.


Çünkü, ben de şunu çok iyi biliyordum;


Her sevgili, platonik bir kahramandı zihinde.
Hiç sevilmedi ki o beden gerçekte
Zihindekineydi duyulan aşk ta, sevgi de

Hayallerimizi giyen bir bedendi o sadece
Hayaller iğreti durursa üzerinde,
Alıyorduk kıyafetleri geriye,

Biz almadan önce, o olursa soyunan
Hayallerin içi boş kalıyordu birden,
İş’te, buydu Aşk denen,

Zihnimizin kıyafetlerine aranan bir beden,
Bir de hayaller, usanmayan kıyafet dikmekten



Ve artık, benim verecek kıyafetim kalmamıştı. İşte bu yüzden, hiç uyanmaması ikimiz için de, en iyisiydi…


Gitmem, bizim için en güzeliydi,

Sabah, kör uyan olur mu?
Üzme beni... Üzülürüm tabii,
Eğer uyandığında görürsen gittiğimi

Sabah kör uyan olur mu?
Üzülürüm ben, ağlarsan gidişime,
Sabah, bakmadan kalk n’olur.

Sabah, koklayarak uyan emi,
Duyamazsan kokumu,
Gitmişimdir belki,
Açma gözlerini olur mu?






Cengiz Oğuz Gümrükçü