*PeNeLoPe*
11.03.2007, 13:32
- 9.3´7 -Şehrimde hava,ayaz´a sarılmış...
Koyu gri,İstanbul´un bütün kanatlarını istila etmiş sanki,sanki daha fazla üşüyormuş misali...
Tıpkı;ellerim gibi...
Kelimeler yuvarlandı senin içinde,kadrajından itilmiş ve düşürülmüş teker teker...
Bitse diyorum bazen,hani olur ya bir yerlerde tükense...
Kendini,o bilindik üç noktalardan bir alabilse...
Seviyorum,nedenini bilemediğim duraklarda bunu söylemeyi : ´´öyle işte´´...
Kısa tümcelerin arayışındayım,bulursam senin de haberin olmalı...
Es geçmeden; Birkaç ´´Merhaba´´ borcum var,az sonra onları ödeyeceğim sanırım,ardından kendime bir bardak çay daha alacağım,okunması gereken sözler var,okumalıyım...
Ve yazmalıyım notaların peşinden sürüklenip,sayıklamalara bir kez daha dökülerek...
Aklımın köşelerinde (kala)kalmış;
´´...kar gibi örttün üstünü,içinde tüm çiçekler,birer birer titrediler,uykusuzluğundan belliydi,kafanda birikintiler,teker teker döküldüler,sen hep kendine önlemler aldın,ben kendime yasaklar koydum,önümüzde barajlar var,bu su hiç durmaz...´´
. . .
*PeNeLoPe*
11.03.2007, 13:34
- 11.3´7 -Gece´nin saçları dolanınca boynuna,azalıyor kalan dairlikteki her bir nokta...
İsmi tamamlanamamış tüm yalnızlıklar da...
Bir şeyler söylemeyi ölesiye isterdim halbuki,düş´ünce onbinlerce yankı alan ve yankı aldıkça biraz daha sarsan...
Kelimeleri severdim ve severdim her birinin altına narin çizgiler çekmeyi...
Bilirsin...
Büyük harflerin eşiğinden adım attım her daim söz´e...
Keskin ve asidik...
Ak ya da kara...
Sanki,arafta kalmış hiçbir renk yakışmıyordu bana...
Bunu söylerken hep o ezgi geliyor aklıma :
´´her neyse´´
Artık inatçılığı bir kenara bırakıp,uyumalıyım...
Sabah´ı ´´çocuk gözlerinde´´ karşılamalı...
Bu arada;bu imgeyi de sevdim,belki de ona bir şiir daha yazmalıyım...
´´...ve ben artık seninle yapamıyorum,bir tanem,elimde değil,istesem de,istesem de,yapamıyorum,inanamıyorum,bu hale nasıl düştük,bilemiyorum,sende mi,bende mi,her neyse,her kimdeyse,neyse,bilemiyorum...´´
Ne demiştim...?
´´her ne ise´´
. . .
*PeNeLoPe*
14.03.2007, 01:57
- 13.3´7 -Dur durak bilmeyen öykülerim var,geçerken giden...
Her perdede biraz daha sökülüp,biraz daha dikilen...
Alabora olmuş tüm içdökümlerinin kış´ına terk-i diyar edilmiş,küçücük bir çocuk misali,tir tir titreyen...
Ve sezişlerim var belki de anlamsız,belki de sadece geceleri ihtiva eden...
Evvel zaman içinde,kalbur saman içinde;bir yerlerde okuduğum bir tümce çıkıp geldi aklıma...
Ve misafirliğini tamamlayamadı henüz daha...
´´öyle kırılmışsın ki;kılıfla dolaşıyorsun´´
...
Yeterli değil sanırım,böylesine bir tümce adından yaratılmış,üç tane-cik nokta...
Devam etmeli iz´lere,konukluğu boyunca...
Ve yine es geçmeden;
Pazar gecesi,televizyonu öylesine karıştırırken,´´Bir Yudum İnsan´´ programına rastladım...
İyiki´li bir cümle bu,çünkü yaşamı paylaşılan konuk,´´Selim İleri´´ydi...
İnsanı -ki bahsedilen şahıs bir yazar ya da edebiyatçı- olunca,bilmem kaçıncı basımın,küsurlu sayılarında,hakkında anlatılanları okumaktan yani esasında dinlemekten,çok daha fazla dokunulabilitesi hakimdi gözlerime ve yüreğime...
Evet,yüreğime de demekten alıkoyamadım kendimi,sebebi ise;belki de ´´Bir Yudum İnsan´´ başlığı altında,söz´e gelebilecek ´´en insan´´ isimlerden biri imiş Selim İleri
...
Kısa tümcelerin arayışındaydım ya hani,dün´lerden kalma...
Ve hani senin de haberin olmalıydı,keşfettiğimde...
Bil ki;saçlarını yakaladım sevgili günce ve bir kaç teliydi parmaklarıma dolanan...
Nihai vakitlerde,uzun arayışlar uzandı şiirlerime...
Bilmiyorum nedenini,bir kez daha demiştim sana :´´öyle işte´´
...
´´geçerken içimden gidiyor öykü´ler,düş´ler,yarın´lar ve köklerinden kopardığım söz´ler´´
Sezen geçmişten söylüyor usulca,odamın duvarlarında,sen de dinlemek ister miydin...?
O halde;
´´...gün ağarınca kalkamaz birden,o yattığı sert,kuru yerinden,bir baş ağrısı,ense kökünde,acır kendine başlar yeniden,her kadehte bin isyan şahlanır,bir isim,bir aşk daha silinir yine gönlünden,
her tüketilmiş sarhoş geceden,tek şey anımsar eski günlerden,bir çift mahsun göz,uysal,hüzünlü,biraz kaderci,ürkek,çekingen
ve ayrılıklar bitmez öğütür,ve gölgeler siner ömrüne,kaçar kendinden,ve ayrılıklar bitmez öğütür,ve gölgeler siner ömrüne kaçarak kendinden...´´
. . .
*PeNeLoPe*
17.03.2007, 04:42
´´uyanık düş´ler kurmalı,gece bu denli uyurken´´
Hafızamın görebildiği uzaklıklarda,büyük bir süratle geçiyor zam(an)...
Bir uçağın bulutlar içindeki seyrine şahitlik etmek gibi biraz,önce ne kadar yavaş ilerlediğini düşünürsünüz aranızdaki çoğul mesafelerden mütevellit,sonra bir de bakmışsınızdır ki uçak menzilinizden çoktan akıp gitmiştir bile...
Bugünlerde birçok uçağı kaybettim galiba menzilimden...
Ve sayısız sus´lara gark ettiğim sesleri...
Günün geceye sarılarak uyumasını bu yüzden seviyorum belki de...
Sebebini bilmek istediklerim ve istemediklerim arasında uzanmış herşey o şeffaf satır sonunda...
Değişmeyi bir türlü sevemedim,bilirsin...
Olduğum ve bıraktığım yerde kendimi bulmayı seçtim hep...
Kökleri,toprağını asırlık sancılarıyla tutabilmiş o ağaç gibi belki de...
Renksiz kılıflarını bürünmüş göz kapaklarım da bu yüzden...
. . .
İsimsiz bir yazgı,uyku kentinde katıksız adımlarını sayıklamışken,o´na eşlik etmeli artık,vakitlice...
Bu bir veda havasıdır,gizliden...
Öyleyse;
´´...sonunda bir oyuncak kara sevda aldım senden,yani değişmedim hala,öyle biraz çocuk kaldım...´´
Ve dur durak bilmez bu müsveddeler, sen yaşadıkça.. Güzel karışımlar, güzel seçmeler; birde noktalama işaretlerinden sonra boşluk bıraksan inan çok daha tatlı olacak.. Şu şarkılar sana çok tatlı bir ilham veriyorlar.. Keyifliydi..
Teşekkürler..
*PeNeLoPe*
22.03.2007, 20:18
QUOTE(Fıstık @ Mar 17 2007, 04:47 PM) [snapback]7714[/snapback] Ve dur durak bilmez bu müsveddeler, sen yaşadıkça.. Güzel karışımlar, güzel seçmeler; birde noktalama işaretlerinden sonra boşluk bıraksan inan çok daha tatlı olacak.. Şu şarkılar sana çok tatlı bir ilham veriyorlar.. Keyifliydi..
Teşekkürler.. ^^ Net Düzeninde Yazmayı Beceremiyorum Nedense,Noktalama İşaretlerinden Sonra Boşluk Bırakmak Gibi...Herhangi Bir Kağıdın Üzerine Yazdığım Metinde Nasıl Kullanıyorsam Onları,Nette De Yazarken Bildiğim Ve Alıştığım Üzere Kullanıyorum Yine...
Bu Kesinlikle Doğru Mudur...?
Orası,Okunan Metnin Daha Net Anlaşılabilirliği Ya Da Anlaşılamazlığı Açısından Tartışmaya Açık,Fakat Bu Ufak Dipnot´un Bil Ki;Dikkatime Alınmıştır... (:
Zaman Ayırıp Okuman Ve Beğenin Adına İse;Asıl Ben Teşekkür Ederim...
*PeNeLoPe*
22.03.2007, 20:22
- 18.3´7 -Hesapsız bir ´Merhaba´nın kapına bırakıldığını düşün...
Hani olur ya,duyumsayarak tanımladığın hiçbir şey bir atiye ait değildir,o yalnızca ve altı çizili bir yalınlıkta senindir...
Yolu hiç bir beklentiye çıkmayan ve sadece orada olmak kaderinin nefesini doyasıya soluklayan...
Çocukların mütemadi kahkahalarının mevsimsizliğine karışan her bir izi gibi...
Varsayımları ve zanları teker teker bölerek çoğaltabilirsin mesela...
Bazen,eline sardıklarının tuzu olur içindeki yaralar...
Kanamaz ya da acımaz sadece varlığından sorumludur dairlikleri...
Bu´nun gibi...
&
Anlamsız diyerek çürüttüğüm birçok söz´ü,ertelenmemiş bir dün´e bırakıyorum şimdi...
İşte,hayatım boyunca her daim yanılgısında bilerek ve isteyerek olduğum birçok şeyden biri de bu değil midir zaten...?
´´Ertelemek´´
Unutmak ile unutamamak arasındaki mesafeleri büyük bir keyifle kat eder...
Lahzaların kısır döngüsünde,bir zembereğin iki denk olmayan ucu misali,ağır aksak gelir ve gider...
Beklemenin de kollarından tutmuşluğu vardır üstelik...
Yeni doğacak bir zamanın,öncekinden daha az çizgilere sahip olmasını saklıca istemektir belki de...
Tek şey kalır erteleyişlerden geriye...
Birer yama misali,gölgeni dahi incitebilen boş(luk)lar...
Doldurulabiletesi var mıdır ya da iyileştirilebilme ölçekleri...?
Bilmiyorum demeyi yeğliyorum,sessiz harflerimin bile çözemeyeceği bir ıssızlıkta...
&
Açıklayıcı başlığı şöyle değiştirmeliyim artık...
´´konuşuyorum ben öylesine ve sadece kendimle´´... (:
(kesinlikle,gülümsemeyi hak eden bir cümleydi)
Tonlarca ciddiyetin infilak sınırlarında...
Ne demeliyim yine...?
İnceden bir ´her neyse´...
&
Bu arada;unutulmamalı listeme,sevgili kuzenimin doğum gününü de eklemeli...
Aynı zamanda özlenenler de listesindedir kendisi...
&
Söylenecek birçok söz´den gitmek...
Bu da; o´nun gibi...
´´...strawberries,cherries and an angel's kiss in spring,my summer wine is really made from all these things...´´
. . .
Ah! harikasın sen.. Eleştiriye verdiğin ve ayırdığın güzel kelimelerine hayran kaldım, tavrın çok hoş.. Teşekkürler.
Tekrarlarıda diğerlerini kıskandıracak nitelikteler, ancak en sona eklemiş olduğun kelime çok merakımı uyandırdı, rica edersem benim için tercüme edebilir misin, lütfen?
Ve birde, tartışmaya açık ya da kapalı, bende word belgesi üzerinden yazdığım için ordan öğrendiğim ve alıştığım kadarı ile daha düzenli yazmaya çalışıyorum, bitişik yazdığımda inatla hata veriyor, önceleri hiç dikkat etmemişim şimdi okduuğumda tüm kelimelerin altı kırmızı kırmızı çizili :) Ve bir çok yerde uyarılarla düzelttebilidğim kadar düzelttim kendimi, daha yol çok tabiiki, ve başındayız elbette..
Kelimelerine verdiğin yönlerin hedefinde ne var merak ediyorum, içinde ne varsa seni kendine çok güçlü bir manyetik alanla çekiyor.. İyi de yapıyor hani, bizlerde güzel güzel okuyoruz..
Tekrar tekrar, ellerinden ve yüreğinden.. Sevgiyle..
*PeNeLoPe*
24.03.2007, 04:13
QUOTE(Fıstık @ Mar 22 2007, 11:24 PM) [snapback]8154[/snapback] Ah! harikasın sen.. Eleştiriye verdiğin ve ayırdığın güzel kelimelerine hayran kaldım, tavrın çok hoş.. Teşekkürler.
Tekrarlarıda diğerlerini kıskandıracak nitelikteler, ancak en sona eklemiş olduğun kelime çok merakımı uyandırdı, rica edersem benim için tercüme edebilir misin, lütfen?
Ve birde, tartışmaya açık ya da kapalı, bende word belgesi üzerinden yazdığım için ordan öğrendiğim ve alıştığım kadarı ile daha düzenli yazmaya çalışıyorum, bitişik yazdığımda inatla hata veriyor, önceleri hiç dikkat etmemişim şimdi okduuğumda tüm kelimelerin altı kırmızı kırmızı çizili :) Ve bir çok yerde uyarılarla düzelttebilidğim kadar düzelttim kendimi, daha yol çok tabiiki, ve başındayız elbette..
Kelimelerine verdiğin yönlerin hedefinde ne var merak ediyorum, içinde ne varsa seni kendine çok güçlü bir manyetik alanla çekiyor.. İyi de yapıyor hani, bizlerde güzel güzel okuyoruz..
Tekrar tekrar, ellerinden ve yüreğinden.. Sevgiyle.. ^^ Yazmak İçin;Yaşama İhtiyacım Var,Yaşamak İçinse;Yazmaya Belki De...
Kesin Ve Net Bir Sebebini Bulmak Çok Zor Esasında Kelamlarımın Nef(es)e Dairliklerinin...
Arayış Üzerinden Sürüp Gitmek Güzel Olan,Belki De Bulmak Bir Şeylerin Bitiminde Gizli...
En Sondaki Tümcem İse;
Bir Nancy Sinatra & Lee Hazelwood Şarkısı...
´´Summer Wine´´ (Yaz Şarabı)ndan...
´´çilekler,kirazlar ve bir meleğin ilkbahardaki öpüşü,benim yaz şarabım,tüm bunlardan olmalı...´´
Aklımda Dönüp Duran Sevilesi Şarkılardan Biriydi,Sözlerime Nokta Etmeden Yapamadım Nedense... (:
Seslerime Ayırdığın Zamana Ve Gülümseyen Kelamların Adına...
Bir Kez Daha Gözlerinden Ve Yüreğinden...
Sevgilerim,Teşekkürlerimle Birlikte...
*PeNeLoPe*
25.03.2007, 14:08
- ´´neyin ya da kimin ceremesi bu...?´´
- ´´bir an olsun,sisli bir göğün gözlerinden bakamamak mı en derinlerine...?´´
En çok o adam söylerdi bunu ve keşfinden hoşnuttu hem de ölesiye...
- ´´kim bilir ya da belki de´´...
Bir şiire fısıldamıştım,di´li zam(an)lar mimozasından birisi...
´´kendime dönüyor tüm yollar´´
Susalı çok oldu,hatırlıyorum ve bu hatıranın engebesiz bir istikamette sürüp gitmesini istiyorum...
- ´´sustuklarımızdır bazen hem de öylesi duraksız sayıkladıklarımız´´...
Sanırım,böyle...
Kesin alınmamış ifadelerimden biri de...
Pencereden,sabahı aradı gözlerim fakat çok uzaklarda henüz...
Seçemedim...
Adımlarımın dibine bırakılacaklar ya da bırakacaklarım gibi az biraz...
Ve bu yüzden;iki kolu var saran...
Topladığım yaşam(ak)lar...
Dün gece,bir şarkıyla daha gülümsedik birbirimize...
Uzun zamandan beri takibinde olduğum radyo(m) sayesinde...
Gülümsemeyi hatırlamalı,nedeni bir gülümseme dahi etmese bile...
Birkaç dilim de ayırmalı,gizlice... (:
Yeniden selamlaşarak ve gülümseyerek birbirimize...
´´...son demdeyim,ben hala sendeyim,gün bugün değil,ben hala dündeyim
hasret biriktirdim,hecelerce...´´. . .
*PeNeLoPe*
23.04.2007, 16:40
- 30.3´7 -Daha önce de bahsetmiştim galiba...
Çözemediğim bir his,sürekli bekleyişlere çekiyor beni...
Zembereği ellerimden bozma,ileri tarihlerden biçiyorum yaşam(ak)ları...
Kıvamı tutturulmamış zam(an)lardan seriyorum yarınların desensiz örtülerini...
Okunacak kitaplarım,
Seyredilecek filmlerim,
Alınacak albümlerim,
Gidilecek şehirlerim,
Ödenmemiş faturalarım,
Yazılmamış söz´lerim,
Ve daha hesabı tutulmamış,sayısız borcum var soluklarıma...
Ödenmeli...
Ödemeliyim hem de en yakında açılması gereken sayfalar boyunca...
Dil´e düşen kısa bir antrakt tadında,
Her neyse...
Kendimi kırık hissediyorum biraz...
Yürek sınırlarına çizilmiş çizgiler anlamında değil ama...
Bu gibi;mevsim geçişlerinde talibi olmaktan asla vazgeçemediğim bir durum bu...
Hem önlem almak istediğimden,hem de en sevdiğim içeceklerden biri;bitkisel çaylar güruhuna mensup olduğundan,eve döndüğümden beri,koca kupamda,iki bardak ıhlamur ve melisa çayı içtim...
Güvendiğim dağ´a,en azından bu sefer karlar yağmaz umarım... (:
Söz,ucundan kenarından mevsimlere bulaşmışken;
En sevdiğim mevsimin yanaklarından öperek sunacağım ''hoşgeldin'' merasimine az kaldı sayılır...
Mutluluk;''ertelenmeyecek'' bir yarının gamzelerinde,nöbette...
Belki de en güzeli,bunu buram buram derinlerime işlemek...
Parmaklarımın arasında tutmaktan öte...
Ve...
Artık uyumalıyım,daha fazla küçültmeden mavi renkli düş´lerin dileklerini...
Bazı veda´lar vardır ya hani...
Sanki onlara hiç elini kolunu kaptırmamış gibisindir...
Öyle veda ediyorum şimdi...
´´İyi Geceler´´
(der gibi)...
. . .
*PeNeLoPe*
23.04.2007, 16:42
- 31.3´7 -Bir şeyler demeliyim...
Bir şeylere benzemeli ya da öyle bir şey olmalı ki kendine benzetilebilecek bir şey keşfedilmeli ardından...
Mesela;
Takvimlerin koparılmış kenarlarından ve köşelerinden sorarsak anlatılmışları;
´´...Bir kelebek cesaretinde naiflik bulan kanatlarda uçurmalı bazen kaçak ve hoyrat an'ları...Kurutulmuş bir ıhlamur'un dikenli çiçeklerine batırmalı...Ardından,şekersiz ve dem'li bir çayda koklamalı ve ince belli bir bardakta okşamalı...Bir çocuğun rengarek gülüşlerinden bir dal koparmalı ve nedeni sadece nedensizliğinde saklı şiirlerden dudaklarımıza pelesenk yapmalı...Ya bir öykü daha okumalı aşk'ın sol cepken istikametine ya da ayrılığın yasemin kokan alın yazısını tam barnından parçalamalı...´´
Gibi,gibi,gibi...
Özlemişim,kendimi okuyabildiğim an´lardan birini yaşamayı...
Uzun sayılabilecek bir zamandan beri,sayıklamalara düştüm sanki,kısa aralıkların tekrarlarına...
Biliyorum,geçer...
Geçirilmiş ve giderilmiş tüm kaoslar misali...
İz´ler...
Onlara dolanmasın bu kez söz,istemiyorum...
Kalın çizgilerden yazılmış bir masal,istediğim...
İçinde bir tek kendimi bulamadığım,fakat adımlanacak yolları içime doğru sönen,ben farketmeden...
İstanbul olsun dokusunda,sadece üç enstrüman eşlik etsin notalara,
gitar,piyano ve keman mesela...
şiir kıvrımlarında,tanıdık soluklardan biriyle sokulsun avuçlarıma...son´u öylesi gelsin ki göz kapaklarıma,o sustuğunda,ben uyumuş olmalıyım kalıntısızca...
Bağları hep sevdim,koparılması çok zor olan ya da koparılmayacak olan hayat adlarını...Manasını kendi lisanımda tanımlayamadığım her türlü kalabalıktan arınmayı...
''Öylesine'' yerine,''öylesi'' nef(es)lerle paylaşmayı çizilmiş,çizilmemiş olan tüm yolları ve bir de en çok onların arasına saklanmış duraksız durakları...
Alışkanlıklarım bu yüzden çoktur,vazgeçilmeyenlerden bölerim olanları ya da kalanları...
Nerden düştü bu anlattıklarım söz´ün yollarına...?
Buradan buyrunuz... (:
Birkaç seneye tekabül eden alışkanlıklarımdan biri olan;sevgili radyo(m) - ismini söyleyemem,reklama girer - ((;
güzel ötesi bir tesadüfte,iki defa üst üste,en sevdiğim Şebnem Ferah şarkılarından birini çalıyor,hala...
Ben gidiyorum...
O halde sıra yine notalar(ım)da...
´´denize açıldım sevmeye sevilmeye,anladım sevmek gibisi yok,yağmura soyundum yavaş yavaş yağar diye,damlalarda yüzmek gibisi yok,yokluğum varlığım bir,dünüm yok yarınım sır,nasıl inanırım sana,bu yürek ağır bana,sevgin öyle uzaklarda,nefes alsan da yanımda...´´
´´bu aşk fazla sana´´
. . .
*PeNeLoPe*
23.04.2007, 16:44
- 5.4´7 -´´kör noktalar vardır her aşkta,insan doğar,ölmez o suçla,orada,o küçük çocukla kalan,ağlar hayatın sonsuzluğuna, kim tutar ki elini bir daha,içini kanatan bir rüya olur bu yara,bir masalın sonunda ölüme,aşkını anlatan bir kadın olur bu defa, hiç konuşmaz bazen gül susar,yaprak titrer acıyla,düş yanar,orada o güzel uykuda hüzün,büyür büyünün sonsuzluğuna´´ - K.İskender. Bir şiir ve ayrıştırılmamış birkaç nota...
Sadece adını anıyor ağzımda bu şarkı,´yara´...
Uzadıkça kısaldığını farkettiğim,ucundan kenarından çeken ve küçülen günler sıralıyorum...
Ses´i hala huzursuzca kıpırdayan,kulaklarımda:
´´...bütün kelimeler yetersiz şu anda ve söylenecek ne çok şey var aslında...´´
Ten´i kesikleşirken keskinleşen cümleler,aklımın solunda soluklanan...
Ağrısız,sancısız ve belki de en çok sanrısız...
Dünyamın tersinde yol alan gizli özneler keşfediyorum yavaş yavaş...
Ne çok anlaşılmazlığın,ne çok ikilemin yolunda ''adeta'' sürünüyorlar...
- ´´hiç bir şey yapmadım ben´´ diyorum göz görmüşlüklerime,değmişliklerime...
- ´´üzülüyor musun ki ? ´´
- ´´üzülmüyorum,çözemediğim tek şey neden bu denli ayrıntısız düşer fikre söz ? ´´
Ve sormuyorum,sadece söylemek istiyorum...
Laf dönüp dolanınca;
Düş´üme bir öykü fısıldandı ve bir iki sayfası ezberletildi şimdilik...
Henüz yarım kalınmışlıklarda ama...
Ne zaman kopartıp,düşüreceğimi bilmiyorum...
Bekliyorum...
Biliyorum ki;ben bekletilmişliklerdekini seviyorum...
Acele eşilmişliklere inat,buram buram,an be an...
''...Ortalanmamış soluklar tütsülenirdi kuytularımda,iki ucundan kesip yapıştırırdım lahzalara... ''
Gibi...
Ya da...
*
´´ben gittikten sonra duyabilirsin beni,
şimdi
lal bir veda mırıldanılan olsa da dudaklarımda´´
. . .
*PeNeLoPe*
23.04.2007, 16:46
- 7.4´7 -- ´´Bir şeyler yap benim için,buna ihtiyacım var...´´
- ´´Bir şeyler söyle o halde,ardından susma böylesine...´´
- ´´Bu(dur) işte...´´
- ´´Nedir...?´´
- ´´Bir şeyler söyle o halde,ardından susma böylesine...´´
*
Sanrılar;
Onları avuçlarına yapıştırırsın önce,kimseye de çaktırmak istemezsin gizliden...
Hani bir şizofrenin ilk selamladıkladıklarından birisidir kendisi,dokunulmak istenilmeyenlerdendir bu yüzden...
Ardından birkaç cemreyi birden düşürür toprağına mesela;beklentiler...
Beklemek;
Ezelinden ´´ben merkezci´´ bir tutum sergiler,içine aldığı öncelik fazlasıyla ´´ego´´ soluklar...
Tuhaf bir şekilde,hem yaşam´ı hatırlatır hem de yaşa(ya)mamayı...
Alternatif başlığı altında sıraladıklarımızdan da değildir üstelik...
Seçme hakkının iz´i rastlantısızca kaybedilmiştir çünkü...
´´Hayat´´ imgesine denk düşürülmüşlüklerin,sadece tek bir kelime edemiyorsa eğer...
Beklenmek;
Yarı gülümser bir yüzeyi anımsatır,çoğulumsu çağrışımları arasında...
Aldatıcıdır en çok,belki de bu yüzden...
Çünkü;her beklenenin,bir bekleyeni vardır elbette...
Ve elbette;bekleyen bekleneni kapsar,beklenen bekleyen´i değil...
Tıpkı;
Bakılanın bakış´ın önünde esas oluşturamayacağı ve esasında bakış´ın bakılanı kapsadığı gibi...
Beklentiler;
Sen farkedemezsin apansızlığında fakat,ilk adımı bekle(mek) fiilinin arşınlarını ölçer...
Bir iğne gibidir esasında,´o´ varsa ipliği de olmalıdır...
Olacaktır zaten,aramadan bulduklarımız gibi...
Fakat;
Tek bir farkla,zamana bağlı kısalıp ya da uzamaz ipliği...
Bildiklerimizdir zaten,biriktirilmişliklerimizdendir her bir milimi...
İnceciktir,çoğu zaman gözümüzün önüne indirilmiş fakat görme yetimizle olan tüm ilintileri kesmiş gibi davrandıklarımızdır...
Küçük Prens´ten :
´´...kişi ancak kalbiyle görür,göz hiçbir şeyin özünü göremez...´´
*
- ´´Bir şeyler yap benim için,buna ihtiyacım var...´´
- ´´Bir şeyler söyle o halde,ardından susma böylesine...´´
- ´´Bu(dur) işte...´´
- ´´Nedir...?´´
- ´´Bir şeyler söyle o halde,ardından susma böylesine...´´
. . .
*PeNeLoPe*
23.04.2007, 16:48
- 11.4´7 -Süzülüyordu...
Avuçlarıma kazınacak kadar narin çizgilerde...
Yarın/sız,yankı/sız,umar/sız (ca)...
Herhangi bir selamın yolunu gözlemeliydi...
Sapsade ve tebessümle...
Tarihi anımsan(a)mayan şiirlerden başlamalıydı çözülmüşlükler...
Kalansız olmalıydı dudaklarıma iliştirdiğim sayısız hece...
Unutturmalıydı kendini ve anlatılmamalıydı kimseye...
Şehrin kızıl bir geceye uyandırmalıydı seni...
Uzadıkça seslenen,seslendikçe uzayan bir gün´e...
Şimdi (!)
Bir şey daha söylenmeli,bir ´ve´ ardında gizlenmeli...
Herşey birkaç kelime kadar(dı),son kullanım tarihi az önce geçerken gitmiş...
Kırılmayı bekleyen bir ışığın,nihai suretleri kadar...
* aslında . . . birkaç kelime kadar uzak birkaç kelime kadar sahte birkaç kelime kadar çare/siz birkaç kelime kadar basit birkaç kelime kadar katık/sız birkaç kelime kadar flu birkaç kelime kadar silik birkaç kelime kadar çizgi/siz birkaç kelime kadar derin birkaç kelime kadar dil/siz birkaç kelime kadar zam/an/sız birkaç kelime kadar kurgu/suz ve . . . düş/lem/siz
&
Kafein´in tadını yine fazla miktarda kaçırdım sanırım,eksilen yalnızlıklar hatrına... ´´Kısa Kadraj´´a dönmeli artık...
* Bir de şehr-i uykuya...
. . .
İşte yine sen.. Ve sen işte orada.. Ayrılığa toz konduramıyor cümlelerinin ardından; kilit'te ruhum.. Zincirleniyor varlığımın müstakbel elleri.. Sevda buram buram, hasret doğururken; bitmez bu sıla saatleri.. Sebebini bilmediğim bir uçuşta yüreğim, bilmem ki nerede, ya da nerede bir düz ova bulup konacağım; usulca.. Huzura bırakabilsem gözlerimi, o vakit özgürce uyuyabilirdim, rüyaya..
Teşekkürler.
Ellerinden ve yüreğinden..
Neredeyse bir yıl olmuş bu günlüğe kimsenin eli değmeyeli.
Sahibinin terk ettiği öksüz günlük
Oysa okudukça sürekli yazılmayı hak eden cinsten.
Sahibine saygı ile duyurulur.
K. Kaplan
5.04.2008, 18:30
Bir gün sahibi de duyacaktır elbette bu haklı isyanı
Bende bekliyorum günlüğünü sevgili penelope...
orijinal
1.05.2008, 16:33
QUOTE Son Ziyaret Tarih: 01.05.2008 Saat: 12:16:34 Kimbilir, belki yazar yeniden (:
Yazar... yazar... Bu kadar bekleyenini bırakmaz o gölzeri yollarda... Keyifle okuyorum, arada bir dönüp, tekrar...
Bekleyenlerden birisi de benim..  Sevgili PeNeLoPe'un kaleme alış tarzına ayrı bir hayranlığım var... Umarım çok beklemeyiz... Sevgiyle...
*PeNeLoPe*
1.05.2008, 17:41
/ 2binsekizOcakyirmi1 /  Ne söyleyeceğini bilememek.
Özlemişim yazmayı... Nasıl bir öğretinin alışkanlığıysa, kalemin hükümdarlığımdan içeri adım attığının haberini aldığımda ( doğru düzgün, ya da istediğim - kurmayı - cümle bu değildi, affet beni. ) cümlenin sonunu ya da başını - daha çok - kaybediyorum. Bir şey anlatmak bile zor gelir ya bazen. Yani; şu günce diye hitabetleştirilen zımbırtıda. Bir kez daha aralamak. Kargaşaları. Karmaşaları. Çıkardığın maskelerin sayısını. Anımsayamadıklarını. Anımsatılanları.
Eskiden bir zaman farkındalığıydı günce tutmak.
- ki o zaman olsa olsa ''günlük yazmak'' tabirinde bulunurdum, tüm bu olan biteni anlatmak için -
Maziyi küçümseyen bakışlarla taramadım. Korkma! Geçmiş, kim için küçümsenebilecek kadar soyut ve uzak olabilir ki? Her şeyi tutuyoruz içimizde. İstifleyerek. İster sahne arkasında - bilinçaltı diyorlar ya - ister mutfağımızdaki tabakların herhangi birinin altında. Tutuyoruz işte. Düşürüp, kırma gafletini becerebilirsek, düşürülmüşüz demektir. Tutuyoruz ki; varız. Tutunuyoruz ki, varız.
Belki de.
- saat üç -
Günlerden Pazartesi. Sabah yedide uyanmak gibi bir alışkanlığı savunacağım. Çalaçırpa. Biliyorum. Sabah sabah makyaj yapmak gibi bir lüksten kurtulduğum için sevineceğim ve - ah! zamanında ne tezmiş şu canımız, gençlik sen nelere kadirdin - nidaları içinde süsleneceğim günleri de göreceğim.
Aslında şimdiden o devrin hayallerini sadeleştiriyorum. Fransız Sokağı ya da bir ihtimal o zamana dek - en azından Sefaradların hürmetine - İspanyol Sokağı kisvesinde bir saha daha açılırsa - ki; illa Pera olması gerekmez - şimdi düşürdüm aklıma. Mesela Ağva da olabilir. Küçük bir mekan. Dokunsan, tel tel çözülüp, ağlayacak gibi duran. Albenisiz. Göz'e ''merhaba'' sürmemeyi tercih etmiş. Kapısı, pencereleri, merdivenleri, küçük. Tarih kokusuyla kahvaltısını yapan bir gezegende. Kırmızı - beyaz'lı potikareli perdeleri. İlk adımınızda ''hoşgeldiniz'' çanı olan. Günün hesapsızca yaşanabilecek kaçar dilimlik saati varsa, her birinde yaşamımın notaları çalınan, sipariş'in fiyatından. Güneş'in ışığıyla kutsayacağı. Duvarlarında kadrajladığım hayatların kompartımanı. İçinde taşıdığı kelimeleri. Menülerin arasına sıkıştırılmış pahalı şiirler. Her masada, bir dokunuşa kendini teslim eden çiçek. ( hatırlarsam, hatırlatacağım - ki hatırladım, hatırlatıyorum. )
Fesleğen.
- fesleğende kaldım, sonrası y o k. -
Görüntü belleğinin göz'ü bu kadar kör olan biri, nasıl olur da bu kadar şık (!) kelime imgeler değil mi? Ben de aynı soruyu sordum. Cevabını kim sakladıysa, çıkarsın sol cebinden, kızmayacağım.
Tebessüm düşürdüm, toplamadan gidiyorum.. . .
*PeNeLoPe*
1.05.2008, 17:42
ikimartikibinsekiz.  - şaka maka derken -
Evet. Son günlerimin anlam ve ehemmiyetini, yerli yerindelik sınırları içinde işaretleştiren bir ifade oldu. Aslında, yine cümlenin şapkasını rüzgar aldı, götürdü. Ortaya çıkan sahne pekte alışılagelmeyen ya da tahmin'e göz kırpmayan bir mizansen değil. Şimdi, yine geldik bir anlam ve ehemmiyet diktesine daha...
- şaka maka derken -
kendimi gitgide ( tesadüfi de olsa ) iyi bir sinema izleyicisi sıfatına sığmaya çalışırken buluyorum. Kendime kendimi, acemice yansıtan, efsunlu ( çünkü; bu kelimeyi seviyorum. ) bir aynada ''seyirci'' koltuğunda izliyorum. Son iki sene içinde eksikliğini, geç kalmışlığın ceplerinde taşıdığı pişmanlığın satıraralarından okuduğum şey ''sinema''. Sanat'ın katmanları arasında, kendi küçük ceviz kabuğunu kırmayı ( sakin, sessiz ve duru ) gerçekleştirmeye çalışan birisi olarak ''uzaylı'' sayılabileceğim başka bir yaşam bu. Özellikle, yine aynı nedenlerden dolayı, fotoğrafçılıkla samimiyetimi derinleştirmeye çabalarken. Hepsi birer fotoğraf karesinden ibaret ne de olsa. Ata'sı, baba'sı bu mesleğin, kadrajlama ustalığı...
Velhasıl - a (: ( böyle yazmak istedim, çünkü henüz tanışma şerefine nail olamadığım ''Angel - A'' serbest çağrışım dolaylarında, resmi bir geçit düzenledi, az önce, hatrımda. )
İsmini henüz ortaokulda iken ve tamamen bu kaos içeriklerinden bi'haber yaşarken duyduğum bir film ismine tutulabilecek potansiyele sahip ben´in ( artık ne potansiyeliymiş, değilmiş, dilediğin kararı vermekte özgürsün, gün. ) o aşık olunası başlığa bir de öykü yazmışlığı var, belki de hala izlemeyi erteliyor olmanın, o zamanlardaki gereksiz tatminini yaşamak isteğinden olsa gerek.
- new york'ta bir sonbahar -
Aynı filmin sahipliğinden kotarılmış olan öykümün, senaryodan birebir bağımsız ve özgün kurgusu ola iken, kendi içinde bir kayıp örgüsü daha saklar.... ( ki ben böylesine birbirine sarılmış cümleler yumağının bir tarafından tutabilmek için, dakikalarla yarışırken, hiç sorma onun hazin sesini, anlatılacak olanlardan bil. )
- kelimelerimin düş'e düşe ne hale geldiğinden, akıl sokaklarımın kalabalığını az çok tarif edebilirsin zaten -
İşte, ben bu rahatlığın dikenli kollarında, gelecek zamanlı bir cümlenin ''sıkı bir sinema hayranı'' zamirinde konaklamayı dilerken, tesadüfün iğne deliğinden de olsa, birçok film geçirebilmeyi başarabildim.
En sevdiklerim listesinde, yakın zamanlı sayılabilecek türden yaklaşık 12-13 isim var :
Dolls, Le Fate İgnoranti, La Finestra Di Fronte, Gegen Die Wand, Solina, Pismo Do Amerika, Shi Gan, Yes, Fight Club, Vanilla Sky, Abre Los Ojos ( Vanilla Sky'ın Orjinal Yapımı ), Black Cat White Cat, Cuore Sacro, Yumurta...
Hepsi için ( büyük bir gülümsemenin teninde ) uzun ve keyifli bir bahse ev sahipliği yapabilirim.
Uyku, merdivenlerimi çıkmaya başladığı halde, hazırlıklara başladım bile. Sırtıma dokunduğu an, ev sahibesi sıfatını, özenle üç adet noktaya ödünç vereceğimden emin olabilirsin, gün.
Dolls;
Beni yanıltmayı başaran. Aşk, bağımlılık - kimileri sadakat ile etiketleştirmeyi sever - ve zaman üçlüsünün insan hayatında oynadıkları rolleri, kırmızı ve sarının yol'u tükenmeyen tonlarına işlendiği yapraklarla döşeli kocaman tabloların içinde, hüzünle servis edilmiş, lezzetinin derinliğini beyazlıkla dimağımda bırakabilmiş bir film.
Le Fate İgnoranti;
Gece'nin sıkıntılı geçen finaller için sürünme aşamasından sonra, televizyonun kanallarını kapı kapı gezerken, karşıma piyangodan çıkmış misali sevindiren film.
'' Birdenbire ''
Muhteşem notaları eşliğinde, pastel ışıklar, tül perdeler, her an dokunabileceğiniz kadar yakın mimikler, hikaye kahramanlarının kolaylıkla hissettirebildikleri yaşanagelesi doğallıkları, benzer içerikteki mekanların salaş ferahlığıyla, yaklaşık iki saat boyunca gözleri Akdeniz sıcaklığıyla okşayan film. Bir de Nazım Hikmet dizeleri, her F. Özpetek imzasında '' olmazsa olmaz '' yağmur sahnesi...
- ki dediğim gibi, filmin müzikleri bana bir kez daha ''iyi ki'' dedirtti. -
La Finestra Di Fronte;
Yine gece'nin bir yarısı... Rotam, tekrarına az rastladığım cinsten değil, fakat belleğime izlerini bulaştıran görsel ziyafet, genellikle o saatlerde başlaması muhtemel mide dırdırlarını unutturacak ölçüde doyurucu. Birbiri ardına süratle iç içe geçen fotoğraflar hatırlıyorum. Bir de başroldeki kadın oyuncunun ( Giovanna Mezzogiorno ) Sanem Çelik'e ne kadar benzediğini, elbette ki, filmin resmi afişinde yer alan '' o sahne ''yi ve sayfaları ve kelebeklenen kelimeleri :
"...senden sonra, kırmızı artık, kırmızı değil. göğün mavisi, mavi değil. ağaçlar yeşil değil. senden sonra, renkleri bizden kalan nostaljide aramalıyım. senden sonra, bizi utangaç ve gizemli yapan acının bile hasretini çekiyorum. bekleyişin, vazgeçişlerin, şifreli mesajların hasretini çekiyorum. görmek istemeyen körlerin dünyasındaki kaçak bakışlarımızın da. çünkü eğer görünseydik onların utancı, onların nefreti, onların zorbalığı olacaktık. senden af dilemeye yeterli cesaretim olmayışının acısını çekiyorum. bundan dolayı artık pencerenden içeri bile bakamam. daha ismini bile bilmezken, daima orada, seni gördüğüm yerdeydin. ve daha iyi bir dünyanın düşünü kuruyordun. bir ağacın, bir ağaç oluşunun engellenmediği bir dünya. ve mavinin gökyüzü olabildiği bir yer. bu daha iyi bir dünya mı bilmiyorum. şimdi beni "davide" diye çağıran kimse yok artık. şimdi beni artık yalnızca " bay veroli " diye çağırıyorlar. nasıl söylesem, bu daha iyi bir dünya mı? sen olmadan nasıl söyleyebilirim?..''
''...lorenzo'yu düşündüğüm zaman, onun yüzünü unutmaktan korkuyorum. ve sesini bir daha hatırlayamamaktan. şu an ne yapıyor? kime gülümsüyor? hala öğütlerine ihtiyacım var, davide. bir bakışına, bir jestine. ama sonra senin jestlerini benimkilerde buluyorum. seni kelimelerimden tanıyorum. seni bırakan herkes, sende kendinden de bir parça bırakıyor. ve anıların sırrı da bu değil mi?
eğer böyleyse kendimi daha güvende hissediyorum. çünkü asla yalnız olmayacağımı biliyorum...''
İrkildim. Devamı için, teslimiyet vakti.. . .
*PeNeLoPe*
1.05.2008, 17:51
''...derler ki; vakt-i zamanında: onyedi, ikibinsekiz'i...'' ‘’...bu bir tekrar, evet… sayıklamanın yüzyıllar önce efsaneleşmiş diyalektleri arasında mekik dokuyan.Aslında sadece biricik ömrüne bilediği, lakin sayısız ömrün paragrafında sivrileşerek, her defasında bir mucizeyi gerçekleştirmekten mütevellit; nasırlaşmış ellerinden dökülsün üstat:'...işte, her düş' ün peşine bir şarkı takıyorlar, düş gidiyor, peşi sıra şarkı da, birden paramparça oluşunu görüyorlar düşlerin... her düşle bir şarkıyı yakıyorlar, şarkılar yakıyorlar; şarkılar onları yakıyor sonra...'- yılmaz odabaşı.Küçük ve çelimsiz adımları vardır ya tüm iç geçiş/me/lerinin... Bir bebeğinki kadar eski. Ayarını her daim sadece kendimizin duyabileceği sınırlarda oyaladığımız fısıltılardır onlar... Güttüğümüzü düşünürken, tuhaf bir farkındasızlıkla güdüldüğümüz her biri tarafından... Hem de denklemini bozmaya asla cesaret edemeyeceğimiz sayısallarda sürmektedir iç/lem/leri.Gün’ü en erken’e sabitlediğimiz kadrajlarda, onlarla rastlaşmak kaçınılmaz gibidir neredeyse… Saatin upuzun saçlarını, uykusuzlukla çekiştirmişken ve artık buna bir son vermenin ertelenmiş gereksinmelerinde, bir de hemen ardındaki rutin tempolarınızda, yavaş yavaş yoklamaya başlar usunuzun mevsimi henüz değişmemiş, hala gecede olan dairliklerini…Belirsizliğe tahammülü olmayanları, her anlam’a – ki; çoğu zaman anlamsızlıklara da – bir renk kuşandırma telaşı içinde yorulanları, mesken tutarlar en fazla…Sanki gölgenizi, ucuz’a kiralamış gibi hissedersiniz bir an… Takip etmekten, bir adım beride istikamet ederler çünkü… Ayrı kutupların, çekimi Tanrısal hesaplaşmalarında… Devreye sözümona giren mantık önermelerinin gerçekliğini inkar edecek; hatta yok edecek kudrete sahip olmaları, belki de bu yüzdendir…’’
Kalbim(iz) mi temiz? Şaka maka.. derken.. fesleğen kokusu sardı içimi.. Hoş geldin Penelope... yine ne güzel paylaşımlar... Bir daha bu kadar özletme
*PeNeLoPe*
1.05.2008, 17:56
dokuznisanikibinsekiz´ ‘’...bu iklim, başka iklim.
sular birbirine karışıyor, yaka paça.
uzun zaman sonra, o' nu bu halde görebilmek güzel. seçemediklerini yaşayınca da mutlu olabiliyormuş demek ki insan.
gök yüzüm birbirinden ayrılıyor. henüz icat edilmiş, ismi saklı, kendisizliğiyle baş başa bir devrim. umulmadık şeylerde, umulmadık zamanlar biriktirince, sevinmeli imiş meğer insan.
yapılan hataların kat sayısı arttıkça, doğrulara kulaç atmaktan başka deniz yokmuş. bir varmış, bir yokmuş demek kayıp dürbünün salıncağında kolay bir söylence iken, aslında dinlencelerin keşfi ne de zormuş.
bir bildiğim varmış. bir bildiğim varmış, şiirlerimde susturduğum. bazen susmak, her şeye lazım gelen ve hiç bitmeyeceğini henüz bilmediğim bir yolculukmuş. kelimeler kozalarında uslansınlar der iken; yalnız bir masalı, bileti tek kişilik edinilmiş, baş rolünden dinlemek, pişman kelimelerden de yorgunmuş.
şükrettiğim bir ömrün aynasında, önce Tanrı'yı, sonra kendimi görebilmek, sadeleştirilmiş bir kusurluluğa ortak olmuş...’’
"yapılan hataların katsayısı arttıkça, doğrulara kulaç atmaktan başka deniz yokmuş." ... "şükrettiğim bir ömrün aynasında, önce Tanrı'yı, sonra kendimi görebilmek, sadeleştirilmiş bir kusurluluğa ortak olmuş..." .... Sizi tekrar okuyabilmek çok güzeldi, sevgili PeNeLoPe...  Her zamanki gibi büyüleyiciydiniz... Sevgiyle kalın...
*PeNeLoPe*
1.05.2008, 18:38
Sevgili 7renk, Pardus, Orjinal, Hocam, ÖzgeCan, Jasinta...
'' Yaşamdaki en uzak mesafe birbirini anlamayan iki insan arasındadır.''
Bir yerlerden hatırlıyorum bu aforizmayı. Sayenizde ( : çok uzaklardan değil.
Özellikle anlaşılan olmayı tercih etmedim, hiçbir zaman. Anlaşılmak için; bana kendi anlama eyleminin ağırlığını taşıttıranlardan da gizli bir tercihle uzak durdum. Kelimelerimin kozalarından çıkışını, birer ses'e dönüşünü, kısık bir senkron ile anlatmamın sebebi de her zaman bu oldu.
Ama, görüyorum ki, beni benden daha iyi duymaya çalışanlar olmuş, bu yüzden, evet, anlaşılmışım, hem de koskocaman bir hafiflikle...
Onlar, ''anlaşılan'' olmanın keyfini bana armağan edenlermiş, iyi ki varmışlar, iyi ki buradaymışlar.
Böylesine, kocaman ( : bir gülümseme hediye etmişler, gün'e.
An'ı en gerçek hissiyatımla imzalarsam; sanırım bu, tüm içtenliğimle, hepinize minnetlerimi sunduğum olurdu.
Teşekkürlerim ve Sevgilerimle.
orijinal
1.05.2008, 19:03
İyi ki sende var(mış)sın sevgili Penelope. Günceni karalıyoruz diye bize kızmadığını biliyorum ama artık okumakla yetineceğimi düşünüyorum, çünkü yazı'yorsun (:
K. Kaplan
10.05.2008, 21:47
Sözün mayalandığı zamanların ardından,
Az önce yağan yağmurun dumanın burun deliklerimize taşıdığı dinlenmiş toprak kokusunun içinden
Yeni patlamış erik çiçeğinin peşinden
Tahliye olma vakti karanlığımızdan.
Günlerden pazardır artık.
Mayıs güneşi gözlerinizi kamaştırmaktadır.
Ne etsek boş artık.. Ne desek nafile...
O arsız tadı üstümüze sinmiştir sinsi sinsi.
Baharda sarhoş olma zamanı geldi de çattı.
İyi bir kalemin klavuzluğunda..
Güneşin, baharın, yağmurun, sözün şölenine bırakmak gerek usulca beynimizi...
*PeNeLoPe*
19.08.2008, 15:35
‘’... öyle ağaçlar tanıdım ki, uzaklarda yapayalnız onlar dökemez de, yapraklar kendileri çekip gider.
...
kim bilir, ben de seni öyle kolay unutup taşınırım sebepsiz hüznümden, acıya da ifade vermem öyle aşıklar tanıdım ki, uzaklarda meczup onlar ölmezler de, ruhlar kendileri rahme geri döner.’’K. İskender / Ayrılık Kronometrisi.Kasım 2007 / Kitap-lık.4temmuzikibin8.
*PeNeLoPe*
19.08.2008, 15:36
''...git buradan yüzümde yarasını soğutan çocuk git buradan şimdi, zamandan zehir damıtarak uzaklaş seni örten bir kalp ara kargaların şarkılarında...''
Elif Sofya / Kargalar.‘’Yazmak ile yazmamak arasında kaldığım bir yerden sobeliyorum kendimi.
Buzuki...
Ara nağmelerken, cümlenin hangi köşebaşında soluklansam, bilmiyorum.
İnsanın içini en çok cender/e/leştiren de bu sanırım. Kaç tane labirent saklı ( varsa, öznel çıkmamak lazım *yol'a, öğrendiğimi - artık - zannediyorum ) derinlerimizde? Hemen kaldırmalı hepsini, bahar temizliği niyetine...
Bugün içimde bir huzursuzluk taşıdığıma şahit oldum. Çok yakın bir zamanda da bunun tersini, aramadan bulmuştum. Hatta, bir de sırf böylesi bir hissiyatın şaşkınlığını taşımıştım fikrimde '' acaba, ölecek miyim, neyim? '' diye.
Huzursuzluğu biraz kurcalamak istiyorum. İçini açıp bakmak, yüzleşmek. Hesabını ödetmeden, hesabımı ödemeden, *yol'a devam edemiyorum. Kirli çamaşırlardan temizlenmenin en kestirme adresi... Kendi kirli çamaşırlarını biriktirmezsen, başkalarınınki tekrar dönüp bakmadığın herhangi bir an olabiliyor, kolaylıkla yadsınabilen.
Yarım bıraktığın, yarım bıraktığın kadar, yarım kalmışlık hissi. Tamamlayamamak için, bir sebebim yok biliyorum ama söz'ün *yolculuğunu tamamlayamadığını görmek, *yolda kaldığımı bilmek gibi, düçar, naçar.’’* bu kadar çok kullanılmış olan yol imgesi, bunun boşluğuna ''life goes on and on...'' loş da olsa (sözümona) ışık sağlamış sanırım. bkz: kendikendisininyolcusuolmasendromu.12mayısikibin8.
*PeNeLoPe*
19.08.2008, 15:37
‘’...duyarlı ama demir gibi kadınlar. hiç yıkılmadan yaşamlarını sürdürürler. bir kez bile aşağılanmazlar. herkes tarafından onaylanan müthiş bir kararlılıkları vardır. büyük bir olasılıkla yazı çizi işleriyle meşguldürler. yazdıkları şeylerde bir yandan toplumsal sorunlara parmak basarken, bir yandan da duyarlılığın bilimsel dayanaklarını sunmaya çalışırlar. hem akıllı, hem de kadın olmanın sevimli kaleleri. yaşamaya ilişkin o öğrenilmiş kararlılıkları, deneyimlerle buğulanmış bir parıltı düşürür gözlerine. emek verdikleri ilişkileri vardır. emeği ve zamanı çok önemserler. sevgilileri onlara sarsılmaz bir saygı duyar ve akşamları, erkeklerin kadınları dövmesinin ne kadar iğrenç olduğu gibi kolay uzlaşılır konularda konuşurlar. genellikle terk eden onlar olur ve mutlaka yalanlanamaz bir nedeni vardır ve mutlaka düşünsel bir ayrılık. sevgilileriyle asla ''yüz göz'' olmazlar ve sokakta ağlamazlar. cosmo kızlarla alay edebilecek kadar zeki ve birikimli hissederler kendilerini. ne de olsa biraz sosyoloji, biraz psikoloji : ''makyaj yapmak fallik bir durum.''
özgüvenleri, granitten anıtlar gibidir. ancak yine de, en ulaşılmaz özellikleri, tükendikleri anlarda bile kendilerini yeniden üretebilecek donanıma sahip olmalarıdır. hiç pes etmezler. hayatları bir Amerikan boksör filmi gibi geçip gider.
şiirin anlaşılmayanını, kitabın uzun dipnotlusunu severler, bir de filmin fransızını.
genellikle ''büyük'' kadınların hayatlarını merak ederler. evlerinde çalışan temizlikçiye de iyi davranırlar. ama yeterince iyi. çünkü bilirsiniz işte, toplumsal yapının getirdiği bir şey. biraz yüz verince astarını istiyorlar canım.
bir kadın örgütüyle ya da bir kadın dergisiyle mutlaka ilişkileri vardır. her hafta bir gün, düzenli olarak ve asla radikal olmayarak feminist olabilirler.
kadın dostları olmalıdır bir kadının. bir kadının bir kadın dostu yoksa, ondan şüphe duyarlar. temiz mutfakta dantelli ve çaylı sohbetler. dingin olmanın büyülü güzelliği. söylemiş miydim? sokakta asla ağlamazlar ve sinirlendiklerinde ayaklarını yere vurmazlar. ...
oda 2, suç 2. ideolojik ve duygusal tedavi. bitmez tükenmez konuşmalar, analizler ve eleştiriler. onlar gibi olamadığın için sorular soruyorlar. ilk okuduğun kitap, son okuduğun kitap, ideolojik vaziyetler, toplumsal olaylara duyarlılık testi. gazete haberlerinden sorular. kadınlık fonksiyon ölçümleri... küsmüş kız kardeşlerim, bir deri, bir kemik kalmışlar. kıpırdamıyorlar. intihar eden bir - kaçını dışarı çıkarırlarken, bu olayın olası nedenlerini sorguluyorlar. özellikleri gereği asla suçluluk duymuyorlar.
oda 2, suç 2. ’’Ece Temelkuran / Bütün Kadınların Kafası Karışıktır. s. 89 - 92.7temmuzikibin8.
Bu satırların arasındaki gizde kaybolmamak imkansız... Okudum mu? Belki... Belki okuyamadan şuracıkta damarlarımı kestim, satırlar kırmızı olsun diye...
Defalarca okuyacağım, defalarca ölmek ve dirilmek dileğiyle.....
Şükran sana Penolope.
*PeNeLoPe*
19.08.2008, 15:45
''...hiçbir su aşkı tatmin edemeyeceği gibi, seller de boğamaz, aşkı öldüren şey ihmaldir. önümde dururken seni görmemek, küçük şeylerde seni düşünmemek. yol'u senin için genişletmemek, masayı donatmamak. arzulayarak değil, sadece alışkanlıkla seni seçmek, çiçekçiyi hiçbir şey düşünmeden geçmek, bulaşıkları yıkanmamış, yatağı yapılmamış bırakmak, sabahları seni görmezlikten gelmek, geceleri seni kullanmak, senin yanağını öperken başka birini istemek, işte aşkı öldüren bu küçücük şeylerdir...''- Jeanette Winterson. 17ağustos2bin8.
Küçük şeyler aşkı öldürür, büyük şeylerse sonsuza kadar yaşatır...
İlla karşımda olman gerekmez, ya da eşim olman gerekmez ya da çocuklarımın annesi ya da, ya da bir ömrü paylaşmak...
Aşk böyledir işte, büyüdükçe daha da derine iner, saklanır, kaybolur içimizde...
Satırlarına yürek dolusu sevgiler.
*PeNeLoPe*
25.11.2008, 19:50
 ‘’...Bilerek,
satıraraları için ayrılmış bölümden yazmaya başlıyorum.
Hani,
satıraralarında nefeslenen yaşamlar yaşıyoruz ya hep. O yüzden...
Birkaç günce denemesini başarıyla tamamlamışlığım var aslında. En az yedi sene olmuştur sanırım. Saklıdır.
Hala...
Bir de hatıra defterim... 'Defterden hatıra, hatıradan defter olur mu?' dememişler, yapmışlar. Üretilmeye devam ediliyor mu o defterlerden, bilmiyorum.
Bir ilkokul yolcusu bulup, sormak lazım. Ama saçları kurdeleli olanından. Aklımdan geçerken ihtimali, mutlu etmedi değil tabii, hatıra defteri olan küçük bir adamla tanışmak...
Fotoğraflara yapışan maziye dokunmak gibi, dalgın ve buruk.
İşte, tıpkı o 'gibi'likte, arada bir ziyaret ederim hem o günlüğü, hem de hatıradan defteri.
Fakat bugün için değil, yarın'a.
Hayatı günceleştirmenin güzel olan yanı, bir sonraki zamanda saklı.
Düşünsene, ölme fikrini. Evet, öldün artık. Yaşamıyorsun. Gerçekliğine dair esame toprağın altında, görünmez, ulaşılmaz, dokunulmaz...
Ne aşağılık bir yanılsama ama, değil mi?
Ne fütursuz bir hiç'e sayılma. Halbuki bir güncen varsa, kimse senin artık 'yaşamıyor' olduğunu tüm realist gücüyle iddia edemez.
Kelimelerin işaretleştirdiği dünler, bugünü inşaa eder. Ve sanki sen, geçmişiyle şimdileşen herhangi bir an'dan farksız olursun. Tüm fanilerden...
Yine Aie'da misafirliğe gitti aklım : 'ortada yazılı bir şeyler yoksa; aşk da yoktur.'...’’14ekim2bin8.
Invision Power Board © 2001-2009 Invision Power Services, Inc.
|