Pencereden öylece sokağı izliyordu, Beyoğlu’nda bir arka sokaktaydı evi, daha yeni yeni yerleşiyordu, evine taşınalı tam üç gün olmuştu. Onu buraya getiren sebep neydi, neden birden bire kurulu düzenini bozup her şeyi olduğu gibi bırakıp kaçıp gelmişti buraya.
İçinde ki bitmek tükenmek bilmeyen doyumsuzluk, mutsuzluk hissimiydi acaba onu sürükleyen ya da korkuları mı? Aniden karar verip geride bırakmıştı her şeyi, herkesi yıllar boyu mücadele edip kazanmak için uğraştığı, gecelerce ağlayıp sızladığı Semih’i bile. Odaya geri döndü, yapılacak çok iş vardı, evi toparlamaya başladı, bütün eşyalarını yeni almıştı, kıyafetlerini bile, geçmişe ait hiçbir şey yoktu artık çevresinde. Günlerce evden çıkmadı alışmaya çalışıyordu yeni hayatına.
İçini bir ürperti sardı bir sabah, bütün duvarlar üzerine geliyordu sanki, eşyaları konuşuyordu da bu uğultu onlardan geliyordu. Apar topar çıktı evden, ne olmuştu, gene mi kaçıp gidecekti, bu kadar çabuk mu? Bıkmıştı artık her şeyden. Bu sefer kararım kesin diye düşündü, ne olursa olsun bu evde yaşayacağım, bir kez daha yenileyeceğim içimde ki huzursuzluğa ve korkularıma. Biraz dolaşıp eve geri döndü, her şey çok normal görünüyordu, onu çılgına çeviren uğultular, o tuhaf ürkmeler hepsi sabah saatlerinde oluyordu, o birkaç saati delirmeden atlatırsa her şey normale dönüyordu.
Pencereden dışarıyı izlemeye başladı, sokak öylesine boştu ki bu yalnızlık hissi canını sıkıyordu. Karşıda ki apartmana genç bir adamın girdiği gördü, anlamsızdı belki ama bu adam Sırma’da gerip bir merak uyandırmıştı. Kimdi acaba, burada mı yaşıyordu, çalışıyor muydu, eğer öyleyse ne iş yapıyordu? Neden hiç tanımadığı yüzünü bile bu mesafeden seçemediği bir adamı merak ediyordu. Mutfağa gidip yiyecek bir şeyler hazırladı, bir bardakta portakal suyu alarak yemeğini yedi. Ama bütün bunları yaparken o adamı düşünüyordu, neydi bu kadar gizemli gelen, uğraşacak bir şeyler mi arıyordu kendine, onu meşgul edecek bir şeyler. Pencereye tekrar döndüğünde o apartmandan çıkıyordu. Dikkatle izledi onu, çıktı ve bir sokağa girip kayboldu, hava kararmaya başlamıştı. Televizyonu açtı ve o saçma dizilerden birini izlemeye başladı, herkes birini aşık, aşık olmayan mafya, bazıları aşk üçgeni içinde, saçma sapan şeyler diye düşündü. Ama gene de izledi o saçma dediği dizilerden birini. Saatler ilerliyordu, ama yapacak hiç bir şey yoktu, zamanı durdursam diye geçirdi içinden, hiç ilerlemese, hep böyle bu yaşımda, bu halimde kalsam, hep aynı dizi olsa televizyonda sahne hiç ilerlemese donsa herkes öylece izlesem, konuşan, gülen, ağlayan, yemek yiyen, uyuyan sadece ben olsam, dünyanın merkezinde, herkes bana aşık olsa ve aşık olduğu anda donup kalsalar, o adam mesela kapı çalsa ve buraya gelse, o anda donsa, ben merakımı gidersem sonra ona dokunsam ve canlansa, merak ettiğim her şeyi sorsam, hiç itiraz etmeden cevap verse, bana sarılsa, korkma artık ben yanındayım dese, ve o anda gene donsa öylece kalsa, sarılmaktan yorulduğumda tekrar canlandırsam onu. Hayal gücü işte, nelerde düşündürüyor insana, hiç tanımadığın bir insanı bile sokabiliyor hayatına, hem de hiç itiraz etmeden. Aman canım taktım bende bu adama, itin tekidir belki, belki de bir uyuşturucu satıcısı, uyuşturucu bağımlısı, beyaz kadın ticareti de yapıyor olabilir, hemen koşup aynaya bakıyor ve derin bir ohh çekiyor, bende pek beyaz sayılmam hani. Gülüyor kendi kendine.
Uyumak istemiyor, sabah olacak ve gene aynı şeyleri yaşayacak, ama korkunun ecele faydası yok diyor, uyusam da uyumasam da sabah olacak, hem senelerdir olan bir şey bu, alışmam gerekiyor artık. Pijamalarını giyip, yatağına giriyor. Kafasını yastığa koyar koymaz bir düşe düşüyor. Her yer karanlık, sadece yürüyor nereye gittiğini bilmeden, bilse de yolunu bulamaz zaten, yağmur başlıyor birden, sırılsıklam oluyor, upuzun saçları suratına yapışıyor, anlayamadığı bir nedenden dolayı deli gibi koşmaya başlıyor, bağırarak. Birden duruyor ve uzaktan gelen ayak seslerini işitiyor, nefesi hızlanıyor, kalbi yerinden çıkacak sanki, kaçmak istese kaçamaz, nereye gidecek ki zaten kaçsa, kaderine razı oluyor ve bekliyor seslerin sahibinin yanına yaklaşmasını. Bir ses duyuyor çok yakınından geliyor ses, “beni takip et” diyor, titreyen bir ses tonuyla yanıtlıyor onu, “nasıl takip edeceğim, göremiyorum seni, hem tanımıyorum da kimsin?” uzun bir süre ikisi de konuşmuyor. Sırma korkudan ne yapacağını şaşırıyor. “ Hala burada mısın? Kimsin lütfen söyle” diyor. Ensesinde bir sıcaklık hissediyor sonra, adam dibine kadar gelmiş ve Sırma farkında bile değil. Birden bir çığlık atıyor, “korkuyorum çok korkuyorum söyle lütfen kimsin?” diye sessizce fısıldıyor.
Adam şimdi karşında, “elini ver bana Sırma” diyor, “sana merak ettiğin her şeyi anlatacağım.”
Ter içinde uyanıyor Sırma, yatağının yanında ki sehpadan suyu alıyor, bir dikişte içiyor hepsini, her yer karanlık, doğruluyor yataktan büyük bir korkuyla ışığa doğru gidiyor. Işığını yaktıktan sonra korkusu biraz azalıyor. Pencerenin önüne gelip sokağı seyretmeye başlıyor, uzaktan gelen iki kişinin gölgesini görüyor, merakla izliyor gölgeleri, kahkahalar atıyor hızla yaklaşan çift, evet o merak ettiği genç adam geliyor, yanında kısacık saçlı uzaktan erkek sanılabilecek bir kadın var, güle oynaya apartmana yaklaşıyorlar, adam kafasını kaldırıyor ve Sırma’yı fark ediyor, bir lort edasıyla yere kadar eğilerek selamlıyor Sırma’yı, peşinden kadında ona bakarak aynı şeyi yapıyor, ve bir ses yükseliyor, “kusura bakmayın bayan, kahkahalarımızla sizi uyandırdık.” Perdeyi kapatıp yatağına dönüyor. Off çok utandım, onları izlediğimi fark ettiler, ne yapacağım şimdi diye düşünürken birden aklına o genç adam geliyor, ne kadar da nazikti, özür bile diledi, peki ya yanında ki kimdi, sevgilisi yada karısımı belkide sadece bir arkadaşıdır. Neden bu kadar neşeliydiler, neden ben onlar kadar neşeli değilim. Neden mutlu değilim diye söylenmeye başlıyor, hayır ya kıskanmıyorum kimsenin mutluluğunu kıskanmıyorum diye düşünüp tekrar uyumaya çalışıyor. Ama gözüne uyku girmiyor, kulaklarında o gizemli adamın sesi vardı hep, tekrar tekrar aynı şeyi söylüyor. Düşünürken uyuya kalmış Sırma, uyandığında saat 13:00 olmuştu, ve bu sabah korkmuyordu, geç uyandığından olacak, fark etmemiş içinde ki fırtınaları, eşyalarının uğultusunu. Çıkıp kahvaltısını dışarıda yapmaya karar veriyor. Kafasında bir yer yok, Beyoğlu’nda serseri mayınlar gibi dolaşıyor, karnının çok acıktığını, daha fazla dayanamayacağını düşünüp ve karşısında ki ilk cafeye giriyor. İçeri girer girmez uzaktan gelen bir ses duyuluyor, “bugünün ilk müşterisi sizsiniz ve ücretsiz bir kahve kazandınız, sakın sadece kahve içip kalkacağım demeyin o zaman kampanyadan yaralanamazsınız.” Birden gülmeye başlıyor Sırma sesin sahibini arıyor gözleri ama ortalıkta kimse görünmüyor, uzakta ki bir masanın arkasından geliyordu sesler, bir adam gözlerini ovuşturarak kalktı, “kusura bakmayın bayan, gece çok uyudum ve hala uykumu alamadım, bu saatlerde pek gelen olmaz buraya, bende fırsattan istifade uyuyayım dedim.” Sırma kahkahalarına engel olamıyor, “ben sizi tutmayayım kaldığınız yerden devam edin uyumaya” diyor. Adam utanmış gibiydi, Sırma o anda fark etti, o gizemli adam, gece özür dileyen lort tam karşısında duruyordu. “Oysa dün gece pek neşeliydiniz” diyebiliyor sadece.
Devamı uydurulma aşamasında!